Nike’in yaptigi anket

Nike’in yaptigi ankete gore AKP herkesten fazla kosuyormus…

(Saka saka… sadece bir nike magazasindaki urun tanitimi..  http://nikerunning.nike.com/nikeos/p/nikeplus/en_EMEA/)

Buyuk balik kucuk baligi yer

” Küçük balık birkaç gündür düşünceliydi ve çok az konuşuyordu. Tembel tembel, isteksizce o yana bu yana gidiyor, çoğu zaman annesinin peşine takılıyordu. Annesi, yavrusunda bir keyifsizlik olduğunu, yakında iyileşeceğini sanıyordu ama Kara Balığın derdi öyle böyle dert değildi.
Küçük Balık bir sabah erkenden, daha güneş doğmadan annesini uyandırdı:
- Anneciğim, seninle biraz konuşmak istiyorum.

Annesi uykulu uykulu:

- Yavrucuğum, bula bula bu vakti mi buldun? Daha sonra konuşsak olmaz mı? İstersen gezintiye çıkalım ha, ne dersin?

- Hayır anneciğim, artık dolaşamıyorum. Buradan gitmeliyim.

- Mutlaka gitmen mi gerekiyor?

- Evet anneciğim, gitmeliyim.

- Ama, sabahın köründe nereye gideceksin?

- Irmağın nereye kadar gittiğini görmek istiyorum. Biliyor musun anneciğim, aylardır bu ırmağın sonu neresi diye düşünüp duruyorum. Ama hâlâ işin içinden çıkamadım. Dün geceden beri gözüme uyku girmedi. Nihayet, gidip ırmağın sonunu bulmaya karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini bilmek istiyorum.

Annesi gülerek:

- Ben de çocukken çok düşünürdüm böyle şeyleri. Yavrucuğum, ırmağın başı, sonu olmaz ki. İşte hepsi bu kadar. Irmak hep akar durur ve hiçbir yere de varmaz.

- Ama anneciğim, her şeyin bir sonu olmaz mı? Gece sona erer, gündüz sona erer, ay öyle, yıl öyle…

Annesi sözünü kesti:

- Böyle büyük lafları bırak bir yana; kalk, dolaşmaya çıkalım. Şimdi laf değil, gezinti zamanı!

- Hayır anneciğim. Ben böyle gezmelerden bıktım artık. Yola düşüp gitmek, başka yerlerde neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum. Bu lafları bana birinin öğrettiğini düşünüyorsun ama bilmeni isterim ki çoktandır düşünüyordum ben bunları. Elbette ondan bundan da çok şey öğrendim. Örneğin şunu anladım: Balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar. Sürekli sızlanır, lanet okur, her şeyden şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü? ”

Samed Behrengi

IMG_4694

Git

Daha yeni sıvadım alçıyla kalbimi.

Çek şu matkabı göğsümden, akıtma canımı.

Bırak son kullanma tarihine kadar taze kalsın,

Serin ve kuru yerinde.

alpoley

penbe21

Picture 10

alternatif bir dunya icin

FH000002tavsan

Kırın, dökün, ekonomiye can verin !

Ekonomiye bir destek de süper solcu anarşist taraftar ruhlu gençlerimizden geldi.

IMF’nin Türkiye ziyareti sırasında yapılan protesto gösterileri sayesinde esnafın yüzü güldü.

Kırılan camların tamiri nedeniyle camcı kazandı, camı takan usta kazandı. Etrafın temizlenmesi için belediye çalışanlarına ekstra prim verilmese de “işleyen demir ışıldar” felsefesinden yola çıkarsak, çalışanlar ışıldadı. Molotof kokteyllerinde kullanılan alkolün gençlerin midesine gitmek yerine yanması, dindarların yüzünü güldürdü. O ispirtoyu içip karısını dövecek adamın karısı kazandı. Ya biber gazı üreticileri ? Ya o biberleri yetiştirenler ? Ya enerjisini harcayacak yer arayan polisler ? Hepsi kazandı…

Toplantıdan ne sonuç çıktı ? Neler konuşuldu ? Bizi nasıl sömürmeyi planlıyorlar ? Amaaan… Kime ne ? Herkes kazandı… Daha ne ?

Bir de o solcu arkadaşlara bir sorsak, Rousseau’dan sol açık olur mu ? Engels ve Marx çift santrafor oynar mı ? Eminim dahiyane fikirleri vardır…

-6-

- Yarına hazır mısın ?

- Of bilmiyorum pek içimden gelmiyor.

- Yine ayın 15′i hikayesi mi bu ?

- Onunla bir alakası yok. Geçti gitti. Ben elimden geleni yaptım. Biraz garip hissediyorum o kadar. Yarına gelince, uzun süredir ilk defa ayın 15′inde oraya gitmeyeceğim. Alışkanlıklar kolay kolay bırakılmıyor malesef. Eminim o da zorlanmıştır. Neyse… Pek insanların önünde çalma hevesim yok o kadar.

- Öyle deme ya, epeydir bir yerlerde çıkmıyorduk. Adamlar sınırsız bira da veriyorlar. Hem müziğimizi yapacağız, hem istediğimiz kadar içeceğiz daha ne istersin hayattan…

- Bir şey istediğim yok ya…

- Tamam başlama hemen. Son bir tekrar daha yapsa mıydık ?

- Gerek yok çıkar çalarız işte, beğenmeyen dinlemez.

- Bizi kim beğenmeyecek be !

- Terk etti gitti işte. Beğenmemiş demek ki…

- Of. Ölümüm senin yüzünden olacak. Her konuda anlaşırken hatunlar konusunda neden bu kadar farklıyız diye düşünüyorum zaman zaman. Bırak ya… Nedir yani ? Hep aynı şeyleri söylemekten bıktım. Empati de kuramıyorum. Ölene kadar birbirinizi seveceğinizi, birbirinize deliler gibi aşık olacağınızı falan mı sanıyordun ? Boş zamanlarında eski Türk filmlerini mi izliyorsun ?

- Ne filmi ? Ne diyorsun yine ya…

- Boşver tamam. Bu konuda konuşmayalım. Yarın bizi dinlemeye gelen alternatif çıtırları görünce gözün gönlün açılır.

- Ulan bütün çıtırlar da bizim çalmamızı bekliyor sanki. Dandikten bir barda iki şarkı söyledik diye de hepsi sütyenlerini çıkarıp sahneye atacaklar merak etme.

- Hayal de mi kurmayalım ? Bu da mı suç oldu ? Hem sütyenlerini ne yapayım, birbirlerini atsınlar üçer beşer.

- Sen hayal kurmak yerine dua et bence de içeride insan olsun.

- Olacak olacak, acayip reklamını falan yaptım sağda solda. İnternet sağolsun. Şuraya yazıyorum, konserden sonra beni bekleme ağbicim.

- Ne bekleyecekmişim zaten ya, ne yaparsan yap.

- Sen de bir şeyler bulursun belki. Sakın ola ki Asmalı Mescit’e falan gideyim deme gözünü seveyim.

- Yok gitmem. Sahile falan inerim belki.

- Tamam be oğlum tak koluna bi kızı götür işte.

- Hele konserden sonra hiç çekemem ya. Vır vır konuşur başımın dibinde. Okuduğu kitabı anlatır. Bir festival filmindeki bilmemne sahnesinin ne kadar çarpıcı olduğundan bahseder. Aslında tiyatroya ve edebiyata ilgilidir. Günlüğü vardır, yazılar yazar. Doğunun mistik dokusu çok ilgisini çeker ama batının post modern yaşantısından kopamaz. Anlamadan kafa sallayacağım bin tane kelime kullanır. Eski erkek arkadaşlarından bahseder… Daha uzar gider bu. Sustuğu yegane zamanlarda ise az sonra söyleyeceği saçmalıkları düşünür.

- Yumulursun dudaklarına susmak zorunda kalır. Kızlar susturulmak istedikleri için saçmalarlar zaten. Saçmalamaya başladığı anda öpeceksin. Ben hem öpüşüp hem saçmalayan bir kızla karşılaşmadım. Gün gelir karşılaşırsam sana o zaman hak verebilirim. Dur sen sormadan cevap vereyim : Evet her şey seks !

- İyi güzel diyorsun da, arada bir nefes almaya ihtiyacın olmuyor mu ?

- Öpüşürken burnumu kapamıyorum.

- Bu detayı bildiğim iyi oldu. Ya sabır…

-5-

Sevgili günlük

Yarın tam tamına iki ay olacak. Biliyorum benimkisi bir şeylere bağlanma arzusu. Kimi zaman kocaman bir boşluğa, kimi zaman güzel gülüşlü bir çocuğa. Aslında hiç birinin önemi yok. İki ay önce sokakta iki çift laf ettiğim birini düşünmek, onu tekrar görmeyi hayal etmek… Bunların hiç bir anlamı yok. Bunların hiç biri derin bir uykunun yerine tutamaz. Ya da bilemiyorum. Bazen “bu kadar boktan olamaz” diyorum. Belki uğruna yaşlanılacak bir şeyler vardır. Saçının her beyaz teline değecek, bütün kırışıklıklarının hakkını verecek, yorgunluğunu sıcak su dolu küvetten çıkmanın getirdiği o enfes mahmurluğa dönüştürecek. Kulağa komik geliyor…

Yarın akşam yine parlak ışıkların, kalabalıkların, kahkahaların arasına atacağım kendimi. Yine “uyumayan güzel” olacağım. Belki Yavuz Çetin’in ruhu da eşlik eder bana. Beraber “yaşamak istemem artık aranızda” deriz. İnsanlardan hesap sorarız. Belki derin bir uykuya dalarız. Belki de ellerimden tutar biri. Her sorduğuma cevap verir. Gözlerime bakar ve gülümser. Her şeyi bir bir anlatır. Kim bilir… Tesadüfen dünyaya gelmedim mi ? Tesadüfen yaşayıp, tesadüfen de giderim.

“Benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız ?

Benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız ?

Benden bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız ?

Benden sizden biri yaratmayı

Nasıl başardınız ?

Yaşamak istemem artık aranızda.” Yavuz Çetin (1970 – 2001)

bir tatli huzur

IMG_2162

bosuna arama…

mekan ?

- Beyoğlu’nda gezsek ?

- Olmaz gözlerini süzersin…

- Urfa’nın etrafına gitsek ?

- Çok dumanlı…

- Ama bir bayram havası var farkında değil misin ?

- Ankara’dan abin gelmiştir…

- Maçka ya… bari Maçka…

- O yollar da çok taşlı…

- Ulan böyle keder görmedim be..

- İstanbul musun birader ?

- Moralim bozuk, ceryan kesik…

- Boşver… Bu şehir rakıyla yaşar, cigarayı çeker…